Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
Şikayet ve Hak Arama Özgürlüğü
14.10.2017
Fevziye Karaer


Şikayet hakkı, başka bir ifa- de ile hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın Hakların Ko- runması ile İlgili Hükümler başlığı altında, 36. maddede; herkesin meşru vasıta ve yol- lardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve sa- vunma hakkına sahip olduğu şeklinde yer almıştır. Bu dü- zenleme ile kişinin hak ara- ma özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. Kişi, bu güvence kapsamında gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak sure- tiyle kendisine zarar verene karşı, haklarının korunma- sını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve yine bu kapsamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahip olmaktadır.

Anayasa’nın güvence al- tına aldığı hak arama öz- gürlüğünün yanında, yine Anayasa’nın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığı- nı taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı do- kunulmaz, devredilmez, vaz- geçilmez temel hak ve özgür- lüklere sahip olduğu belirtilir ve 17. maddesinde de, herke- sin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bu- lunmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik hak- larına yapılan saldırının un- surları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik hak- larına karşı yapılan saldırı- nın dava yolu ile korunacağı kayıt altına alınmış, Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde de saldırının müeyyidesi or- taya konmuştur.

Görüldüğü gibi, Anayasa ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri açık bir şekilde teminat altına alınmıştır.

Bir çok uyuşmazlıkta, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Problem, bu değerler- den hangisine üstünlük tanı- nacağı noktasında oluşmak-

tadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraf- tan kişilik hakları da anayasal ve yasal güvence altına alın- mış bulunmaktadır.

Kişi, hakkını ararken, karşı ta- rafın kişilik değerlerine saldı- rıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir. Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldı- ğı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendi kuralları ile çatışması söz konusu olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değe- rin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma duru- munda somut olaydaki özelli- ğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülebilecektir.

Doğrusu uyuşmazlıkların çözümünde, hak arama öz- gürlüğünün diğer tüm özgür- lüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı bir gerçektir. Başka bir ifade ile, kişinin istediği şekil ve şartta ve sadece baş- kasına zarar vermek için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullan- mış sayılacağı kabul edilerek, kişinin Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden ya- rarlanamayacağı açıktır.

Bu hakkın hukuk tarafın- dan korunabilmesi ve yerli yerinde kullanıldığının ka- bul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli delillerin olması şart değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin, benzer tepki ver- mesinin uygun görüleceği; diğer bir anlatımla orta dü- zeyde makul zeka sahibi bir kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı öngörüldüğün- de, bu çerçeve içinde kalan şi- kayet hakkının yerinde kulla- nıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğünün sınırlarının aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılması isabetlidir.

 
Yazarlar