Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
HOŞGÖRÜ ASLİ GÖREVİMİZ OLSUN..
11.2.2019
Mikail Tanrısever


Eleştiri ile dedikoduyu karıştırır olduk. Birinin arkasından konuşup eksik ve olumsuz yanlarını sıralamayı eleştiri olarak görmeye başladık. Oh ne güzel!.. Oysa eleştiri kişinin yüzüne karşı ya da kamuya açık yapılır. Hem olumlu hem de olumsuz özellikler taşır. 

 

Eleştiri demokratik bir haktır. Kişilere ve topluma yön verir, yol gösterir. Yasal çerçevede kalmak, hakaret sınırına varmamak koşuluyla en sert biçimde olumsuz eleştiri yapılabilir. Eleştiride kişiçekiştirme söz konusu değildir. Dedikodu ise kişinin arkasından yapılan çekiştirme, yerme konuşmalarıdır. Bu konuşma türünün eleştiriyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. 

 

Peki, niçin eleştiri yerine dedikoduyu yeğliyoruz çoğu zaman? Dedikodudan niçin tat alıyoruz? Bence bir tür hastalık bu, insanın kendi yetersizliğinin ve güçsüzlüğünün dışa vurumu. Hani Yozgat’ta derler ya, “Kendi gözündeki hezeni görmeyen, elin gözündeki saman çöpünü görür.” Biz de öyle yapıyoruz ne yazık ki. Kendi büyük kusurlarımızı görmeyip elin en ufak kusurlarını gündeme getiriyoruz. Konuyla ilgili bir Kızılderili atasözünü de vermeden geçemeyeceğim: “Bir başkasının kusuru hakkında konuşmadan önce daima kendi çarığının içine bak.” 

 

Jorneille, “Dedikodu basit ruhlu kişilerin eğlencesidir.” diyor. Basit ruhlular ham kişilerdir. Bunlar kendilerini geliştirememişlerdir. Ne de güzel söylemiş atalarımız: “Her meyvenin hamı yeter de adamın hamı yetmez.” Olgun kişi ise dedikoduya değil, eleştiriye yönelir. Çünkü kişiliği oturmuştur. 

 

Dedikodu; ara bozucudur, yuva yıkıcıdır, iki yüzlülüktür, şişirilmişliktir... Peki eleştirinin hiç mi eleştirilecek yanı yok?... Var kuşkusuz. Eleştiren kişi tarafsızlığını yitirmişse o eleştiri gerçeklikten uzaklaşmıştır. Bir düşünceye, görüşe saplanıp kalanlardan tarafsız bir eleştiri beklemek yanlış olur. Çünkü böyleleri olaylara tek bir pencereden bakar, ona göre eleştirirler. Dolayısıyla eleştirileri hep olumsuz olur. Eleştirdikleri kişide tek bir olumlu yan bulamazlar. Onu acımasızca yerden yere vurup eleştirirler. Sanat, özellikle de siyaset dünyasında bunun tipik örneklerini görmekteyiz. 

 

Tolstoy’un güzel bir sözü vardır: “Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma. İlk önce senin ellerin kirlenecek.” Uzun söze ne gerek? 

 

Bize düşen görev, “Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol”maktır. Başkasına çirkin, kötü demek; bizi güzel, iyi yapmaz. Bunu unutmayalım. Dedikodu ile eleştiri arasındaki ayrımın farkına varıp kendimize bir yön çizelim. Dedikodudan kaçınalım. Eleştiride tarafsız olalım. Eleştirilere hoşgörüyle yaklaşalım. Yoksa aramızda aşılmaz uçurumlar oluşur...

 
Diğer Yazılar
Yazarlar