Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
SAVAŞIN KADINLARI
16.10.2014
Meral Ay


Türkiye genelinde olduğu gibi güney sınırı Gaziantep'te de kritik bir dönem yaşanıyor. Suriye'de devam eden savaşın yanı sıra, Kobani olayları gölgesinde yaşanan eylemler, çatışmalar, evsiz barksız kalan çocuklar ve kadınlar yaşam mücadelesi veriyor. Şu bir gerçek ki, bu gelişmeler ekonomi, sosyal hayat, çocukları ve özellikle de kadınları ciddi manada etkiliyor. 

‘Kadınların fiziksel yapısı ‘ tartışmaları bir yana dursun, hiç düşündünüz mü kadınlar neden savaşa karşıdır, neden bütün söylemleri ve eylemleri durmadan bir savaş karşıtlığını vurgular?

Bu söylem erkekleri yadsımaktan geçmez elbet. Artık savaşların sivil halkı korumak için yapıldığı dönemleri çoktan geçmiş olduğumuzdan, erkekler de istemez savaşlara tanık olmayı. Fakat savaş bir başka etki bırakır kadında…

Savaşların strateji belirleyicileri, savaşları cephelerden alıp hastanelere, kamplara,yardım kuyruklarına ve doğrudan sivil halka yöneltmiştir. Son yüzyılın savaşları, yeni teknoloji ve değişen bu savaş stratejisi yüzünden kadınlar ve çocukları da vurdu cephedekiler kadar. 

Günümüzde de durum pek değişmedi. 

Savaş esnasında ve sonrasında en ağır tahribatı kadınlar yaşamıştır. Gerek cephesel savaşta, gerek cephe gerisinde, gerekse de savaş sonrası bu tahribatı kadında gözlemek mümkün.

‘Cephe’de kadın var gücü ile bu sistemi yıkmak için savaştı. Bazen sayısız destanlara zafer yazmış kadın, savaşın o alçak zulmü ile karşılandı, cesedi ezildi, hırpalandı, sürüklendi, tecavüz edildi…

O bunlara maruz kalırken, cephe gerisindeki kadın ölü evlatlarının yasını tutarken örselendi, acı çekti…

Modern savaşlar kadınlara sadece bunları yaşatmadı. Öldürüp yok etmedi sadece. Bir sosyal kıyıma da tabii tuttu. 

Uzun süre, belki de hiçbir zaman hafızalarımızdan silinmeyecek  son iki yıla dahi baktığımızda dünyanın birçok yerinde olmakla birlikte, Ortadoğu’da, Suriye’de, Irak’ta ve şu anda ülke gündeminde geniş bir yer bulan Kobani’de bile binlerce kadının cesedinin yerlerde sürülüp, tecavüz edildiğine tanıklık etti tarih. Bunlar Türk’tü,  Kürt’tü, Arap’tı, Ezidi’ydi, Sünni’di, Alevi’ydi, belki Ermeni, belki de Süryani’ydi… Ama bunların hiç bir önemi yoktu. Bir gerçek vardı ki, hepsi de savaşın en acı, en yakıcı yüzünü gören kadınlardı. Ölen de, yaralanan da, sağ kurtulan da aslında artık birer ölüydü…

Peki ya bu yaşananlara şahit olmak! İşte en acı veren de bu. Hele elinizden gelen bir şey yoksa, bu çaresizlik de yaralarımıza tuz oluyor.

Suriye savaşı sonrasında Gaziantep'e gelmeye başlayan Suriyeli kadınlar, tarihte yaşanan 'savaş ve kadın' portrelerine yeni bir örnek olarak karşımızda duruyor. Kucaklarında çocuklarıyla zaman zaman sokakta ve caddede gördüğümüz kadınlarımız, analık dürtüsü ile bebeğine bir süt veya mama bulamilmenin çaresizliğini yaşıyor. Evet birçoğu çadır kentlere taşındı. Devlet bu çocuklara kucak açtı. Ama ne zamana kadar. 

Ömür boyu bu çadır kentlerde yaşamak elbette mümkün değil. 

Zira olaylar peşi peşine devam ederken, yetim kalan çocuklar ocaklarda silinmeyecek bir acı bırakarak gidiyorlar. Gözyaşları suluyor toğrağı ve bir demet güle emanet ediliyor minicik mezarları. 

Daha geçtiğimiz haftalarda Gaziantep'te, Kobani protestoları sırasında açılan ateş sonucu, evinde yemek yerken camdan içeri giren kurşunla yaşamını yitiren 18 yaşındaki Sevgi Alıcı’nın henüz 1 yaşındaki Ercin bebeği, savaşın öksüzleri arasına girdi. Görenlerin yüreğine acı bir ok saplayan Ercin bebeğin annesiz kalışı, bu olayların belki de en acı faturası oldu. Olan yine kadına oldu. Bir anne gitti ve büyüyüp anne olacak bir kız bebek yetim kaldı. Daha dünyayı tanımadan, hayatın 'acı' yüzüne 'merhaba' dedi. Bir kız annesi olarak, bu durumu düşünmek bile yüreğimi dağlıyor…
Aileyi teselli etmek ve taziyede bulunmak için Gaziantep'teki tüm yetkililer ziyarette bulundu. Ancak beni en çok duygulandıran, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kurucusu Fatma Şahin'in ziyareti oldu. Çünkü o aileye dokundu, kadına dokundu ve bu acılar yaşanmasın diye önemli mücadeleler verdi. Şahin'in gözyaşları aslında tarif ediyordu duygularını. Çünkü bir kadın hissedebilir kayıp giden bir anneyi ve yetim kalan yavruyu. 

Şöyle durup düşünüyor insan. Empati kuruyorum. 

Bir anne, düşmanının dahi, yavru acısı yaşamasını istemez. Bu analık hissiyatıdır. Ama düşündüklerinizi kaleme almak bile ağır geliyor. Kaç aileyi paramparça etti savaşlar! Kaç aile yok oldu. Kaç çocuk yetim kaldı! Kaç anne yavrusuz. Olan yine kadına oluyor malesef… 

'Savaşın Kadınları' cümlesi dahi özetliyor her şeyi.

Ama ben Ercin bebeği düşünüyorum. 

Kim anlatacak ona annesini büyüdüğünde!

Nasıl tarif edecekler yaşananları?

Kime sarılacak anne diye?

Kim tarayacak saçlarını? Kim anlatacak ona masalların en güzelini? Kim dinleyecek onu, ihtiyaç duyduğunda bir sırdaşa? Kim anlatacak ona sevmenin ayıp olmadığını, yüreğinde sevdanın ilk tomurcuğu açıldığında? Ve kim anlatacak, dünyada hala bir barış ve kardeşlik umudunun olduğunu?
Uzun bir yaşam yolculuğunda annesiz nasıl yürüyecek!
Söyler misiniz…

Sonuç olarak savaşta kadın olmayı kimse tarif edemez. 

Yetim kalan çocuklar, gelinlik yerine kefene sarılan minik ve gözlerinden kan damlayan annelerden başka….

 
Diğer Yazılar
Yazarlar