Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
ŞEHİTLERİMİZ VE DEMOKRASİ MELEKLERİ
7.1.2017
Meral Ay


Değerli Oluşum Gazetesi okurlarım, geçtiğimiz haftanın yine en önemli gündemi ekonomi değil maalesef  yine terördü. Ülkemde her terör saldırısının öncesi ve sonrasında ABD Dışişleri Bakanlığı, yazılı bir açıklama yaparak, Türkiye'de yaşayan Amerikan vatandaşlarından bölgeden uzak durmaları konusunda uyarı yapıyor.

Kendilerinin Demokrasi Melekleri! Olduklarını ilan eden ve diktatörleri yıktığını iddia eden terörün üretim merkezi ABD’nin bir tarihine baksak mı?

250 yıllık tarihi katliamlarla dolu olan Amerika’nın rezillikleri saymakla bitmez.

Kızılderilileri soykırımla yok ettiler.

Meksika’nın topraklarını gasp ettiler.

1945 yılında Japonya’ya iki atom bombası atarak yüz binlerce masum sivili öldürüp dünya tarihinin en büyük vahşetini yaptılar.

Vietnam’ı kana buladılar.

Afrika’da birçok ülkeye baskınlar yapıp asker-sivil demeden herkesi katlettiler.

Şimdi, haksız yere işgal ettikleri Afganistan ve Irak’ta cellatlık yapmakla meşguller!

Ben kısaca özetledim ABD tarihini, ayrıntılarıyla yazsam bilmem kaç kitap olur?

ABD dünya polisi olarak kendini gösteriyor. Hatta daha da ileri gidip ABD'yi Demokrasi Meleği ilan edenler var. Ama Türkiye’m derin uykusundan uyandı. Ülkemizde ki tüm terör olaylarının arkasında üst aklın nasıl bir oyun oynadığının herkes farkında…

Biz her şeyin farkındayız da aslında hala kendini demokrasi meleği zanneden ABD ve Avrupa bizim kim olduğumuzun farkında değil.

Burası;

Ne IRAK,

Ne Afganistan,

Ne de Suriye…

Burası Türkiye başka bir ülkeye benzemez.

Vatan uğrana şehit olmanın ne demek olduğunu ABD ve Avrupa (Demokrasi Melekleri) bilemez…

Biz yiğitlerimizi nasıl bir yürekle büyütürüz bilemezsiniz…

 

Mesela,

İzmir’de katliamı önleyen kahraman polisimiz şehit Fethi Sekin’i bilir misiniz?

15 Temmuz şehidimiz Ömer Halisdemir’i?

Çanakkale’de Seyit onbaşımızı,

Ya benim şehrimde Şehitkamil’i, Şahinbey’i, Karayılan’ı bilir misiniz?

Ya dirilen şehit sahabe NEVFEL’i bilir misiniz?

Sevgili Peygamberimiz "şehitliğin" yüceliğini anlatıyorlardı.

Buyurdular ki:
Kıyamet gününde şehitler "Mahşer Yerine" gelirken; Orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar... Onlar; çocukları, akraba ve dostlarından 70.000 kişiye şefaat ederler (Cehennemden kurtarırlar).

Bu sözleri işiten "Nevfel" ismindeki sahabe iki oğlu ile hanımını oraya getirdi.

- Yâ Resûl! Bir dua etmek istiyorum. Siz de "amin" der misiniz? diye sordu.

Peygamber Efendimiz kabul ettiler. Bunun üzerine Nevfel:

- Yâ Rabbi Nevfel kuluna "şehitlik" nasip eyle!.. Duasında bulundu.
Hazret-i Ali'nin bildirdiğine göre;
İlk Gazâ da (savaşta) Nevfel gerçekten şehit oldu...

Gazâdan sonra, Resulü ve arkadaşları Medine'ye dönüyorlardı.

Kadınlar çocuklar ve ihtiyarlar karşılamaya çıktılar. Hepsi sevinç içindeydiler. Nevfel'in hanımı çocukları ve ihtiyar annesi karşılayıcılar arasındaydı.

- Gazanız mübarek olsun Yâ Resûlallah Nevfel'in hali nicedir?... diye sordular.

Merhametli "Efendimizin" gözleri nemlendi. Şehitlik haberini vermeye mübarek kalpleri dayanamadı. Elleriyle arka tarafı işaret buyurup geçtiler..
Arkadan Hazret-i Ali geliyordu. Nevfel'in yakınları O'na sordular Allah’ın Arslan’ı yanında yürüyen Hazret-i Ammar'a:

- Şehitlik haberini ben de veremeyeceğim. Yürü gidelim dedi.

Eliyle arka tarafı işaret etti.

Sonra Hazret-i Ömer geliyordu. O’da aynı şekilde hareket etmek zorunda kaldı...
Daha sonraki Hazret-i Osman da başka türlü yapamadı. Eliyle arka tarafı işaret edip geçti...

En sonra gelen Ebu Bekir hazretleriydi. Yanında "Muaz bin Cebel" bulunuyordu. Geride Hazreti Zübeyr'den başka kimse kalmamıştı.
 
Nevfel'in yakınları son ümitle Sevgili Peygamberimizin en aziz arkadaşına yaklaştılar. Aynı şeyleri sordular.

Hazret-i Ebu Bekir kendi kendine düşündü:

"- Yâ Rabbim... Ne kadar zor durumdayım. Eğer doğru söylersem mahzun kalpleri daha fazla üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan Sevgili Peygamberimiz bile çekindiler... O'na nasıl aykırı davranabilirim. Fakat yalan da söyleyemem.
Sen bana öyle bir şey ilham et ki bu gariplerin yüreği daha fazla yanmasın..."

Peygamber Efendimizin doğru sözlü dostu "Sıddîk" bütün kalbiyle


- Yâ Allah..! Ya Nevfel...! diye "Ah" çekerek inledi.
İşte o sırada yaydan fırlamış ok gibi bir atlı yıldırım hızıyla yanlarına yetişti.

- Buyur Yâ "Sıddîk" beni mi çağırdın. Ey Resulü’nün sevgilisi? diye sordu. Bu atlı Nevfel'den başkası değildi.
 
Bütün Ashab-ı kiram hayrette kaldılar.

Sonra Cebrail Aleyhisselâm isimli melek göründü. Peygamber Efendimize şunları söyledi.

-Yâ Resûlalah... Allahü Teâlâ’nın selamı var...
(Eğer "Peygamberin Mağara Arkadaşı" Sıddîk  bir kere daha "ALLAH" deseydi; "Yüceliğim" hakkı için bütün şehitleri diriltirdim. Çünkü Ebu Bekir adlı kulum; cahiliye devrinde "İslâmiyet’ten önce bile hiç yalan söylememiştir" buyurdu.
Ebu Bekir'in yalancı çıkarılmaması için Nevfel'i Cenâb-ı Hak diriltti... Nevfel bundan sonra nice yıllar daha yaşadı.

Nihayet duası da yıllar sonar kabul olundu. "Yemame" cenginde şehitlik şerbetini içti…

Peki siz!

Demokrasi melekleri!

Size nasip olmaz bu yüce mertebe…

Biz bir olur, birlik olur, gazi olur, şehit olur ve tarihimizde yaşadığımız tüm kahramanlıklar gibi yine şahlanırız.

Ne beslediğiniz terör örgütleri ne ekonomik oyunlarınız, ne de  tertiplediğiniz sahneler ülkemde başarılı olmayacak.

Bakın Gaziantep’ime, kendine yakışanı yapıyor.

Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği (GAHİB) Başkanı Selahattin Kaplan ne diyor?

“ İnadına Üretim!

İnadına ihracat! ”

Benim şehrim benim ülkem bu kara bulutları elbet sırtından atacak ve yeniden güneş doğacak!

Ama siz Demokrasi melekleri; bir gün döktüğünüz kanlarda  boğulacaksınız!

Ve Vatan sağ olsun diyen ŞEHİTLERİMİZ sayesinde Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

 
Diğer Yazılar
Yazarlar