Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
BİZ BURADAYIZ
7.3.2016
Meral Ay


Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. “Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediliyor.

Bizlerde Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti üyesi emekçi kadınlar olarak bu önemli günde tüm olumsuzlukları bir tarafa bırakarak hemcinslerimizi ziyaret ettik. Elbette yılda bir güne sığmıyor sorunlar ve toplum gerçekleri. Ama bir nebze de olsa ‘biz buradayız’ demek adına düştük yollara. 

İlk olarak eğitimci bir büyüğümüz Edibe Bayram’ı ziyaret ettik. Sonra bir tekstil firmasındaki kadın emekçileri ziyaret ettik. Daha sonra ise şehit acısını yüreğinde taşıyan Seher Nane ile tatlı bir söyleşi yaptık ayak üstü. Sonra beraberce Valilik ve Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklaşa organize ettiği programa katıldık. 

Valimiz Ali Yerlikaya ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Fatma Şahin önemli konulara değindiler. Valimizin ‘artık pozitif ayrımcılık yapacağım. Her okulda bir bayan müdür yardımcısı olmasına önem vereceğim’’ demesi salondaki eğitimci kadınlara günün en anlamlı hediyesi oldu. Başkan Şahin ise, şehit annelerine dikkat çektiği konuşmasında, kadını öyle bir tarif etti ve anlamlandırdı ki, ‘’iyi ki kadınım’’ dedim kendi kendime. Şehit eşleri ve anaları buğulu gözlerle konuşan Şahin’in sözlerinden o kadar etkilendiler ki, göz yaşlarını tutamadılar. Anlam yüklü bu konuşmalardan ilham aldım elbet. Gazeteye gelirken kaleme alacağım makaleyi tasarladım kafamda. Kendi kendime mırıldanarak geldim iş yerine. 

Neler mi geçti aklımdan?

Anlatayım;

Daha beşikte başlamıştı kadın olmanın verdiği acı. Babam çok üzülmüştü kız olduğuma. Bilemezdim her yerde karşıma çıkacağını ve büyüdüm daha ben büyürken belliydi oyunlarımız. Bu kız oyunu bu ise erkek. Bana bebekler alınırdı oysa ben hep maç yapmak yada ata binmek isterdim. ‘Sen kız çocuğusun otur’ denirdi hep. 

Bugün de dünyanın birçok yerinde kadınlar horlanmaktadır. Ülkemizde ve dünyada kadın değişik operasyonlarla kendi bedenine, benliğine yabancılaştırılmıştır. Günümüz kadınının problemleri arasında, başta kadının ne kadar öneme haiz bir özellikli varlık olduğunu çıkaramayışımızdır. Türkiye’de kadının sıradanlaştığını görerek, horlanan, ezilen insanların problemlerinin çözümü konusunun herkesimin arzuları da olduğunu görerek işe bir yerden başlamak gerekir diye düşünüyorum.

Günümüzde kadın olmanın zorlukları olsa da asıl işi zorlaştıran, kadını bunaltmış olan kadının, kadınlıktan çıkarılıp kişiliksiz, ruhsuz ve sorumsuz bir meta haline getirilmesidir. Hâlbuki kadın üretkendir, anadır, eştir, ailenin direği ve devletin özüdür. Bu kadar büyük özelliklere sahip olan bir varlık nasıl ihmal ve göz ardı edilebilir, benliğinden uzaklaştırılabilir, hedefinden saptırılabilir. 

Bu gün halen herhangi nedenlerden dolayı okuyamayan, üretemeyen, kendini bilmez koca baskısı altında şiddete uğrayan, zorlamayla, istismarla hayatını idame ettirmek zorunda bırakılan, politik yaşamdan, sosyal hayattan dışlanan pek çok kadınımız var. Bu kadınların yaşadığı bireysel dramları, görmezden gelerek “yok saydığımızda” yaşanan problemler ortadan kalkmayacak, aksine sorun derinleşerek devam edecektir.

Kadınlar için bazı günler, kutlamalar yapılmaktadır. Bunlar bazen gelişmişlik, çağdaşlık, bazen de ayrımcılık adına yapıldığında hedefinden sapacaktır. Kadınlar için kutlamalar yapılsa da kendilerine tahsis edilen bir gün olsa da, sorunları dile getirilse de gelecek için beklentileri anlatılmaya çalışılsa da kadının problemlerinin çözümünde asıl amaç, kadını yüceltmek olmadıktan, kadını layık olduğu mevkiye oturtmadıktan sonra pek bir mana ifade etmeyecektir... Çünkü sonuçta inanç, samimiyet, sevgi, saygı sorumluluk kadın merkezli bir hayat olmazsa insanların hayalleri çalınmış olacak ki, birçok ümitler de hayatın baharında solup gidecektir. 

Bakınız batı ülkelerinde evlerde beslenen köpek sayıları evdeki çocuk sayılarının dört katını geçmiş vaziyette. Anneliğe razı olmayan, doğurmayan, kendi çocuğuna vermediği fıtratında var olan sevgiyi hayvanlara veriyorlar, Avrupai düşünenler. Yaradılış olarak var olan şefkat duygusunu insan, kendi evladına yönlendirmezse, kediye kaydırır, köpeğe kaydırır. Yani bu duygu bir şekilde ortaya çıkar, tatmin yolu arar. Genç nüfusun gittikçe azaldığı Avrupa ülkelerinde artık doğumu teşvik için milyarlarca Euro hibe ediliyor. 

Vücudum bozulacak, kilo alacağım diye anne olmak istemeyip, yıllar sonra doğurganlık özelliği bittikten sonra pişman olan ve eline, yüzüne bir bebek eli değdiğinde “keşke ben de bir anne olsaydım” diye iç geçiren nice şarkıcı, modacı, manken vs. meşhur bayanlar var. Neler için nelerin feda edildiği anlaşılıyor bir gün, ama iş işten geçmiş oluyor. 

Her kadın, bir erkeğin ya kızıdır, ya kardeşidir yahut hanımı veya annesidir. Kadınlara kötü şeyler reva görülmemeli, onlara layık olduğu değer verilmelidir. Kadının üretkenliğinden, yenilikçiliğinden, katılımcı ve iş oluşturuculuğundan istifade edilmelidir.

 
Diğer Yazılar
Yazarlar