Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
10.3.2018
Fevziye Karaer


8 Mart Dünya Kadınlar günü, kaynağını üzüntü verici bir olaydan almakta ise de, tarihsel süreç içerisinde sonuçları iti- bariyle kadınlara yönelik olarak ‘Birleş- miş Milletler’ tarafından da tanımlanan uluslararası bir gün addedilmesi sebe- biyle önemli bir gündür.

Hafızalarımızı bir kez daha tazelemek gerekirse, acaba o günde ne olmuştur? 8 Mart 1857 yılında ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları elde edebilme ama- cıyla bir tekstil fabrikasında grev başlat- mıştır. Polisin olaya müdahalesi, işçilere saldırması ve işçileri fabrikaya kilitleme- si vahim bir sonuca sebebiyet vermiştir. Zira; fabrikada o sırada başlayan yan- gında polisin kurduğu barikatlardan kaçamayan işçiler arasında çoğu kadın olmak üzere 129 işçi olay yerinde can vermiştir.

Bu olaydan 53 sene sonra, 26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen 2. En- ternasyonale bağlı kadınlar toplantısın- da, 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak anılmasına yönelik geti- rilen öneri oybirliği ile kabul edilmiştir.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları ara- sında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların so- nunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de anılmaya başlanmasıyla daha da güçlü bir şekilde gündeme gelebilmiştir. Birleşmiş Milletlerin de bugünü uluslar arası bir gün olarak kabul etmesiyle ayrı bir önem kazanmıştır.

Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmış, 1975 yılı ve son- rası yıllarda da kutlamalara devam edil- miştir.1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapılmış, 12 Eylül 1980 As-

keri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle kutlamalara ara verilmiş ve 1984′ yı- lından itibaren de kutlamalara yeniden başlanılmıştır.

Kadınların sahip oldukları hakların tek bir günde hatırlanması ve gündeme ge- tirilmesi tercihimiz olmasa da, en azın- dan böyle bir günde kadınların ekono- mik, sosyal ve iş hayatında daha fazla aktif olabilmesi yönündeki engellerin tartışılması ve en önemlisi de bir kadın olarak yaşamanın zorluklarına, içinde bulunduğumuz sorunlara değinilmesi bizleri mutlu etmektedir.

Bir kadın olarak, öncelikle tüm kadınla- rımızın kadınlar gününü kutlar ve yaşa- dığımız sorunların bence en önemlisi olan ‘Kadının eğitim hakkına’ kısaca de- ğinerek, ‘üçüncü sayfa haberleri’ olarak adlandırılan, fakat son yıllarda artan bir hızla birinci sayfa haberlerinde yer işgal eden ‘Kadına Yönelik Şiddet (artık vahşet olarak nitelendirebildiğimiz)’ ile yazımı sonlandırmak isterim.

Malumunuz olduğu üzere, çoğu kadın hiçbir seçeneği olmadan kendisine su- nulan hayatı yaşamak zorunda kalmak- tadır. Daha dünyaya gözlerini açtığı an- dan itibaren, erkek çocuk doğuramamış annenin mahcubiyetiyle yüz yüze gelen kız çocuğu, annesinin üzerindeki baskı- yı kendi hayatı ile de beraber yaşamak- tadır. ‘Kız çocuğudur, ne olacak, otur- sun evde, onun yeri evidir, namusunu korusun’ zihniyetiyle aileleri tarafından eğitim hakkından yoksun bırakılan ço- cuklarımız kaderlerine boyun eğmek- tedir. Düşününüz, okuması yönünde kendisine imkan tanınmış olsa idi, ger- çekten başarılı olacağınıza inandığınız insanlar çevrenizde yok mudur? Ben size kendi adıma söyleyeyim. Çeşitli sebeplerle okuyamamış veya başladığı eğitim hayatını yarıda bırakmış pek çok

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

Av. Fevziye KARAER

kadınla karşılaşıp, içlerindeki üretkenli- ğin yok edilmesine üzüldüm. Bir kadın olarak sesimizi yüksek sesle duyurabil- diğimiz bu anlamlı günde, kız çocukları- nın eğitimine önem veren çalışmaların giderek artırılması, toplumumuzun her kesiminden bu yönde yapılacak kam- panya ve çalışmalara aktif bir katılımın sağlanmasını temenni etmekteyim.

Gün geçmiyor ki, kadına yönelik bir şiddet haberi ile uyanmayalım. Cani- ce işlenen bu suçlarda fail yerine bir de mağduru suçlayan söylemlerle karşı- laşmayalım. Ne yazık ki, bu ifade tarzları sadece şiddeti daha da körükler. Şiddet şiddettir, şiddete kılıf aramayalım.

Kadına yönelik şiddetin çıkış noktala- rından en önemlisi olan aile içi eğiti- me değinmek isterim. Bildiğiniz üzere, kadın, sosyal hayat içerisinde pek çok kimlik edinmektedir. Kadın-erkek eşitli- ği noktasında çıkış noktası toplumun en küçük yapı birimi olan ailedir. Aile, ka- dın ile erkek arasındaki cinsiyet ayırımı- nı ortadan kaldırabilecek en önemli ku- rumdur. Aile içerisinde, kız-erkek çocuk arasında yapılan ayırımlar, cinsiyetlere yüklenen sorumluluklar ve tanınan öz- gürlük alanlarının farklılığı, kadın-erkek eşitliği/eşitsizliği noktasındaki algıları şekillendirmektedir. Kız çocuklarının

yapıları gereği narin olmaları ve ebe- veynleri tarafından ‘sen kız çocu- ğusun, onu yapamazsın’ şeklindeki yaklaşımlar, bu iki cins arasındaki ayırımcılığa ilişkin düşüncelerde ak- tif rol oynamaktadır.

Unutmayınız ki, biz ebeveynler ço- cuklarımız için birer modeliz. Onlar, her bir hareketimizi gözlemleyerek hafızalarına kaydetmektedirler. Ka- dın-erkek eşitliği noktasında aile içerisindeki bireylerin hareketleri ve davranış biçimleri çocuğun ileri yaş- larındaki dönemi için bir baz modeli

oluşturmaktadır.

Kadına yönelik şiddet sadece şiddeti yaşayan kadının ve şiddete görgü ta- nığı olan aile bireylerinin sorunu değil, toplum olarak hepimizi ilgilendiren bir sorundur. Şiddet gören kadın ve şiddete tanık olan çocuklardaki travmalar, psi- kolojik sorunlar, şiddet gören kadının günlük hayata ve iş hayatına adapte ola- bilmekte yaşadığı sıkıntılar, üretkenliği- nin azalması neticeten toplumun birey- leri olarak hepimize geri dönmektedir. Zira; insan olmamız sebebiyle topluluk bilinci içerisinde yaşamaktayız. Toplu- mun en küçük yapı birimi olan aile bir- liği içerisinde yaşanılan vakıalar ve aile birliğinin giderek yozlaşması toplumsal değerlerimizi de ağır bir hasara uğrat- maktadır. Aile içinde yaşanan şiddete tanık olan ve belki de şiddete maruz bı- rakılan çocuklar ileride potansiyel bir şiddet uygulayıcısı olarak toplum içeri- sinde karşımıza çıkarak ,diğer bireylerin hayatını tehdit etmektedir.

Birçok kadın, şiddete uğradığının dahi farkına varmayarak, şiddete kendince haklı sebepler bulmaya çalışmaktadır. Yaşadığı fiziksel şiddet dışındaki psi- kolojik, ekonomik, sosyolojik ve cinsel şiddeti şiddet olarak algılayamayan ka-

dınlarımız mevcuttur. Unutmayalım ki, bir kere şiddet ile karşılaştıysanız zaman içerisinde bu şiddetin dozajı ve doğası değişecektir.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ko- nusunda, basına ve medyaya da önemli görevler düşmektedir. Özellikle de, kadı- na yönelik şiddete ilişkin haberlerin ve- rilme biçimi ve sosyal medya ortamında şiddet ile ilgili içeriklerin yüklendiği vi- deolara karşı içerik sağlayıcıların taviz- siz olması toplumda şiddet konusunda- ki yaklaşımların değişmesinde oldukça önemli olacaktır. Televizyon önünde ge- çirdiğimiz vakitler ile, bilgisayar ve cep telefonları ile bütünleşmiş sosyal med- yadaki hayatlarımızı dikkate aldığımız- da, görsel medyanın üzerimizdeki et- kisinin yadsınamaz boyutlarda olduğu açıktır. Şiddetin önlenmesi çerçevesin- de; sivil toplum kuruluşlarımızın, özel ve kamu kurum ve kuruşlarımızın, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerimizin, ka- dın örgütlerimizin etkileri büyüktür.

Şiddet mağduru ve tek taraflı takip, ıs- rarlı takip mağduru bireylerin önleyici ve koruyucu tedbirlerle şiddetten etkili olarak korunması için çıkarılan ‘6284 sa- yılı Ailenin Korunması ve Kadına Yöne- lik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve Uygulama Yönetmeliği’ hükümleri doğ- rultusunda, şiddet mağduru kadınlar birçok hakka sahiptirler. Buradan şiddet mağduru olan tüm kadınlara sesleniyo- rum, şiddete karşı sessiz kalmayınız.

Son yıllarda artan şiddet olaylarına kar- şılık yapılan yasal düzenlemeler yerinde, fakat yetmez...
8 Mart Dünya Kadınlar Gününün, uğra- dığı şiddete sessiz kalmak zorunda kalan kadınların sesini duyurabilecekleri bir günün başlangıcı olması ümidiyle, tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

 

 
Diğer Yazılar
Yazarlar