Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
YA HEP YA HİÇ!
6.12.2019
Hüseyin Durak


Siyah beyaz bakıyoruz her- şeye. Ya mutluyuzdur, değil- sek mutsuz; bir şey ya iyidir ya kötü, ya güzel ya çirkindir bir kadın... Ara renklere renk körü takılmaya bayılırız her nedense. Fiksasyon denilen sabit fikirlilik, içsel koridorla- rımızın ana eksenini oluştu- rur çoğu zaman.

Oysa doğa öyle mi? Üç tane ana renge karşın milyarlarca ara tonlar vardır. Her rengin milyarlarca tonu ile donan- mıştır tabiat ana. Belki bizden de aynı şeyi beklemek, iste- mektedir. Yoksa zihnimizde neden milyonlarca nöronlar, sinapslar olsun, neden gözü- müz en zerre halindeki renk detayını algılayacak kadar ge- lişmiş olsun?İki, üç tane sinir algılayıcı pekala görürdü aynı işlevi.

Siyah beyaz televizyonlar vardı eskiden. Hiç birimiz bir gün aynı ekranın tüm renkleri barındıracağını beklemiyor- duk. Ancak şimdi en konuya uzağımız bile mevcut tekno- lojinin tüm renkleri algılaya- cak donanımda olmadığını iyi biliyor. En gelişmiş doğa harikası olduğumuz gün gibi aşikar olduğu halde biz tüm seçenekleri ikiye indirgemek konusunda oldukça hevesli- yiz. Doğamızın aksine dav- ranıyoruz haliyle. Gözümüz- deki çeşitliliğin, dilimizdeki, damağımızdaki, kulağımız- daki, derimizdeki olağanüstü armoninin aksi istikametinde davranıyoruz.

Neden böyle davranıyoruz acaba? Neden sınırlıyoruz kendimizi, bu kadar bolluğu içimizde ve dışımızda barın- dırırken? Sebebi bence ke- şif duygumuzla değil kabul kriterlerimizle bakıyoruz her şeye. Büyürken zihnimize yerleşen şemaların tüm ha- yatı anlamaya yeteceğini zan- nediyoruz. Kendimiz o kriter- lerle davranırken başkalarına da aynısını dayatıyor, direti- yoruz. Öyle olmasa hemen peşimizdeki felaket kasırga- sının bizi alıp hiç tanımadı- ğımız yerlere savuracağına inanıyoruz.

Oysa tanımadığımız yerler henüz keşfetmediğimiz yer- lerdir. Eğer baştan beri sadece tanıdığımız yerde kalsaydık

ne okula gidecek, ne mahal- lemizden dışarı çıkacak ne bugün sahip olduğumuz sı- nırlarda olacaktık? Doğa da insan da gelişmeye ve olgun- laşmaya ayarlı bir şekilde yol alıyor nitekim. Gelişme ve olgunlaşma tüm çeşitliliklere karşı makul cevabın zihni- mizde karşılığının oluşmasıy- la mümkün.

Bugün karşısında durduğu- muz, asla kabul etmediğimiz nice yaşam kurgusu bize yeni şeyler öğretmek için can atarken biz ona kulağımızı, gözümüzü; bize ulaşacağı hangi alan varsa hepsini ka- patıyoruz. Asla demeye daha sık başvuruyoruz sonra. Hep, hiç,mutlaka, mümkün değil gibi kelimelerimiz gündelik lügatımızın en sık başvurulan kelimelerinden oluyor.

Oysa davranış bilimciler, bir cümlede asla, hep, hiç kelime- leri varsa doğruluk payı ku- tuplardaki sıcaklıkla yakın ak- rabadır derler. Ben hiç mutlu olmadım deriz mesela? Ger- çekten hiç mi? Hiç mi zalimce bir açlıktan sonra yemeğe ka- vuşmadın? Hiç mi sıkışık du- rumda iken bir ihtiyaç mola- sıyla kendine gelmedin? Ben her zaman böyleydim deriz mesela? Gerçekten öyle mi? Yılın üç yüz altmış beş günü, günün yirmi dört saati, saatin üç bin altı yüz saniyesi aynı olabilir mi bir insanın?

Bazen kelimeler konulu bir psikoeğitim veriyorum danı- şanlarıma. Oradaki ana mesaj şu: Düşüncelerimiz kelime- lerimizi değil; kelimelerimiz düşüncelerimizi belirliyor. Sonra örnek veriyorum. En sevdiğiniz bir arkadaşınızı bir gün başka bir arkadaşınıza kötülemeye başlayın. Mutlaka sonraki aşamalarda onun tüm kötü yönlerini açıkça görme- ye başlayacak ve ondan sürat- le soğumaya başlayacaksınız.

Hasılı ara renklere de açalım tüm varlığımızı derim dostla- rım, kelimelerimizi doğanın tüm renkleriyle bağlayalım birbirine. Mümkün değil belki ama tüm çeşitliliği bağrımız- da taşıyabildiğimiz kadar ger- çek bir uyum yakalayabiliriz yaşamın kendisiyle... 

Sağlıcakla kalın... 

 
Diğer Yazılar
Yazarlar