Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
YOK SATAN ESKİ KIRKBEŞLİKLER
7.2.2020
Hüseyin Durak


Renkli atlaslar çizelim önümüze. Uzun uzadıya çimenli stepler ve düşük eğimli helezonik tepeler. Başını kaldırdığında boy- lu boyunca mavilik. Bulut tarlaları gibi renk renk di- zilmiş buğulu pamukçuk- lar.

Gidelim dediğimizde yü- rümeye başlasın ayakları- mız. Duralım dediğimizde seriliverelim önümüzdeki yeşilliğe. Zaman sessizce aksın rüzgarda sürükle- nircesine. Sözcüklerimiz de bulutlar gibi gökyü- zü atlasında sürüklensin. Bekleyen kimse olmasın, merak eden bulunmasın arkamızda. Ocakta yemek olmasın, kucağa alınmayı bekleyen çocuklar olma- sın.

Özlenen yaşamlar bu doğ- rultuda artık. Metropolle- şen, globalleşen, birbirinin aynısı olmaya dönüşen dünyamızda farklı olan şey; kendi halinde yaşayıp giden doğa artık. Steplerin ortasında tek başına du- ran ağaç acayip ilgimizi çekiyor. Bir havaalanının camından ileriye doğru baktığımızda ufka yakın çizgide koyunlarını otlat- makta olan küçük çoban ilgimizi çekiyor. Sokak önünde avlu dışına kilimi- ni sermiş oturan sevimli teyzeler türünün son ör- neği ilgisini hak ediyor. Neredeyse onları korumak için doğal parklar oluştura- cağız .

Bir turistik gezide en çok ziyaret edilen yerler, en çok alınan ürünler arkaik ve antik şeyler. Yeni, modern, teknolojik olan her şey hızlı bir şekilde kan kaybediyor aslında. Hızlı olan, kendini çekici ve bağlayıcı zanne- den modernizm ve tekno- loji kendini tüketme konu- sunda da sınır tanımıyor. Bağlamak adına yaptığı her çaba, dinginliği, otan- tizmi, eski olanı aratıyor, özletiyor. Eskiyle aramıza yeni duvarlar ördükçe bu duvarlar daha naif daha kı- rılgan oluyor aslında. Yeninin artık sonuna geli- yoruz galiba. İnsanlar mü- zikte, edebiyatta, sanatta, ilişkilerde eski olanı arı- yor. Eski kırkbeşlikler yok satıyor. Siyah beyaz film izleyen insanların sayısın- da bile artış var. Sinema salonları yakında onları kolajlayıp izleyiciye tekrar sunmaya kalkarsa şaşır-

mayın.
Ergen yaşlarındaki çocuk- larımda da fark ediyorum bunları. Yeni çıkan mü- zikler çalma listelerinde sık yer değiştirirken eski müzikler bundan beş sene önce neredelerse hala aynı yerdeler. Markalar, kulak- lıklar değişiyor sadece; ça- lınanlar değişmiyor. Pink Floyd, Bee Gees, Cem Ka- raca, Barış Manço, Sezen Aksu onların da başlıca sevdikleri sanatçılar. Eski- yi yaşamamış, görmemiş olanlar bile onu tanımadan sevebiliyorlar demek ki. Peki biz eskiler ne kadar mutluyuz yeni dünyadan? Nerde o eski, diye başla- yan cümlelerimizi her tür ve yaşantı için söylemek mümkün. Bayramlar, şar- kılar, şiirler, romanlar, filmler...
Daha çok yaşatıp daha hızlı öldüren bir dünyada yaşamak nasılsa öyle işte mutluluğumuz. Daha çok seçenek sunup daha az tat veren bir dünyada ne ka- dar olunursa o kadar mut- luyuz.
Sevgililiklerin, evlilik ilan- larının en sıra dışı, en çok yaşandığı çağdayız. Bir Berke ile Beyzanur, bir Toygar ile Ecrin aşkı dillere destan olamıyor nedense. İlle de Mecnun, ille de Şi- rin...
Ergenliğin zirvesinde ço- cuklarım bile yepyeni ay- gıtlarıyla en eski kırkbeş- liklerin müşterisi olabiliyor ve ultra lüks gece kulüp- lerinde altmışlar, seksen- ler geceleri çok büyük ilgi görüyorsa artık moderniz- min kendini ciddi ciddi sorgulama zamanının gel- diğini söyleyebiliriz. Yapar mı bunu, bilinmez ama şunu yaptığı kesin. Eski- ye özlemimizi bile süsle- yip paraya çevirdiği. Yeni olandan
, bıkma hastalığımız da modernizmin para kazan- ma hastalığının bir kurba- nı artık.
Gel de uzun uzadıya yeşil- likleri, geniş stepler arasın- da tek başına duran yeşil ağacı özlemle anma. Ne paraya çevirir verdiği hu- zuru ne ressamlara para karşılığı poz verir. Sessizce altına uzanır, gölgelenir ve ayrılırsınız yanından, te- şekkür etmek bile gelmez aklınıza.
Sağlıcakla kalın...

 
Diğer Yazılar
Yazarlar