Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
KARARLI OLMAK GEREKİR
16.3.2019
Burcu Besle


Yollar ikiye ayrılır bazen… Birini tecrübe etmişsindir belki. Neler olacağını bilirsin. Nelerin mutlu edeceğini. Nelerin boğacağını bilirsin. Diğer yol ise bilinmezliklerle doludur. İçinde heyecan kadar çaresizlik, mutluluk potansiyeli kadar huzursuzluğun doruklarını da haberdar eder. 

Alacağın karar bir sürü şeyi değiştirecektir şüphesiz. Çevreni, alışkanlıklarını, etkinliklerini, zevklerini vb. Cesur olmak burada belirleyici bir faktör. Ancak bilinenin aksine rutine devam etmek bazen daha cesurca olabiliyor. Çünkü birinde kaçma davranışı da mevcut. Kaçış stres tepkilerinin en yalın en ilkel davranış biçimi. Çünkü cesaret gerektirmiyor. Savuşturma açısından kendisinden taviz vermeyi içeren davranış biçimi kaçma davranışı. 

Bence stres tepkileri açısından ilk keşfedilen tepki de kaçma davranışı. Çü  nkü savaşma hem korkuya karşı sergilenen bir duruş hem de bir savaş stratejisi de gerektiren bir tepki. Bunu refleks deneylerinden de anlayabiliyoruz. Tüm canlılardaki ilk tepki irkilme. İrkilme reaksiyonu da kaçma tepkisinin daha yalın daha üzerinde düşünülmemiş hali. 

İnsan kalma ve gitme ikileminde kaldığı zaman gerçek özgürleşmesine hangisinin dayanak sağlayabileceğini düşünmeli bence. Gerçek özgürlüğü mevcut koşularla savaşarak mı yoksa orayı terk ederek mi elde edeceğini hesaplamalı uzun uzun.  Gerçek özgürlük şart mıdır birey için? Evet şartır. Kendi karalarımızı verebildiğimiz, kendi düşüncelerimiz doğrultusunda kınanmadan ya da bunu önemsemeden yaşayabildiğimiz sürece gerçek varlığımızdan söz edebiliriz. 

Bireyleşme ve özgürleşme üzerinde uzun süre durmuştur Erich Fromm. Ve özgürleşmeyi bireyleşmenin temel şartı olarak koymuştur ortaya. Özgürleşirken ayrılabilmeyi, kopabilmeyi, arkaya takılıp kalmamayı salık verir. Bağlandığımız her şeyin bir tür tutsaklık olduğunu savunur. İçinde bırakabilmenin olmadığı her bağlılığı özgürleşmenin ve bireyleşmenin önünde engel olarak görür. Şair Can Yücel’in de şiirinde nezihçe bahsetiği “sahiplenmeyeceksin öyle hiçbir şeyi, illa sahipleneceksen bulutu, güneşi sahipleneceksin” sahiplenme ve bağlanma olgusu tam da özgürleşme süreciyle iç içe bir durumu test ediyor kendince. 

Yaşam bizi sıradanlaştırıyor tezi bireyleşmeyen, özgürleşemeyn kişiler için geçerli. Yaşam bizi sıradanlaştırmıyor aslında biz yaşamımızı sıradanlaştırıyoruz. Elimize aldığımız her şeyin bağımlısı haline geldiğimiz, sahip olduğumuz her şeye hemn alıştığımız, konfor tutkunu olduğumuz sürece yeni alanları keşfetme şansımız da olmaz şüphesiz. Dağ başları düz ovalardan daha çeşitlilik barındırır içlerinde. Ama oraları keşfetmek düzlükte yürüme konforundan vaz geçmeye bağlı biraz. 

Bir şeylerden vazgeçmeden başka şeylere vasıl olma kolaycılığı hayatın gerçeğine ters. Başka bir yere varmak için bulunduğumuz yeri terk etmemiz gerekmez mi? Elbette ki gerekir. O yüzden gitme karar aldığımızda geriye bakmamak, kalma karaı aldığımızda ise savaşmayı göze almak gerektiğini akıldan çıkarmamak gerekir. Ve bunları cesurca sergileyecek karalılıkta olmak gerekir ki hayatımızı sıradanlığın insanı öldüren, kişiliksizleştiren engellerinden kurtaralım. 

Aslında çoğu konuda iki yol çıkar karşısına insanın. Çoğu zaman alıştığımız, herkesin alıştığı davranış biçimini ortaya koyarız. Bunun bizi biz yaptığını zannederek. Halbuki bu yaptığımız bizi biz olmaktan çıkarıp sıradanlığın ezici silindirinden geçiriyor. Birey olmak özgürleşmeye, kendisi olmaya, kararını ortaya koymaya, tepkisini ortaya koymaya yapılan bir yatırımdır. Diğerleri boyun eğip kabullenmektir dayatılan tüm bu şeyleri… 

Kalın sağlıcakla… 

 

 
Diğer Yazılar
Yazarlar