29 Mart 2020 Pazar
  1. YAZAR

  2. Mikail Tanrısever

  3. Rabbime binlerce şükür
Mikail Tanrısever

Mikail Tanrısever

Yazarın Tüm Yazıları >

Rabbime binlerce şükür

A+A-

Her nefes alışverişimde bana bu hayatı bahşettiği için Yüce Rabbime binlerce şükür!..

Âşık Veysel ariflerin deminde hayatı ne de güzel tanımlamış: “Şaşar Veysel işbu hale / Gahi ağlaya gahi güle / Yetişmek için menzile
/ Gidiyorum gündüz gece” Ağlaya güle tamamlıyoruz işte ömrümüzü. Vakta ki içine girdik bilmeden, anlamak hâli üzere tanımlamaya çalışırız benimizi, dünyamızı, insanımızı ve ahir ötesini.
Hz. Mevlânâ’nın bakışıyla
bir pergelin sabit merkezine duçar olmuş dönüp duruyoruz. Her devrin manası hikmetince payımıza düşeni yaşıyoruz; gerisi ne gam!.

İster bildiğimiz, ister bildiğimizi sandığımız yahut da zerresini fark edemeden yola revân olduğumuz
bu kainat seyahatimizde yaratılışımızın manası
gereği özümüzü, benliğimizi bulma gayretine, telaşına giriyoruz. Gemi yükünü doldurmuş, kainat denizinde yol almış zaman mekan dinlemeden ilerlemekte; biz kendi telaşlarımız içerisinde bir noktaya ulaşamamış, tamamlanamamış bir cümle misali başımızı o taştan
bu taşa vurup duruyoruz. İnsanoğlu zamana, mekana sığmıyor. Taşma sillesinde ama; kendi hacminin farkına varamadan okyanusta bir damla misali kendince taşıp duruyor. Oysa diriğ olma
o okyanusun bir damlası olmanın farkına varabilmekte değil mi?

Günümüz insanı olmadan olma derdinde.

Yanmadan yanma derdinde. Ne kelimesinde ne de cümlesinde aşk var! Aşk olmadan, yanmadan, olmadan, hallenmeden nereye varacağız? Sır toprakta, sır yaprakta, sır ölümde, sır Hakk’a doğru olmakta, sır Yunus olmakta, sır insan olmakta ve de sır hayatın içinde, ta kendisinde.

O zaman soralım bugünün insanına, kendimize: “Ne kadar hayatın içindeyiz? Hayat bize ne verdi, biz ne veriyoruz?” İnanır mısınız, verme eylemli hiçbir soruya hiçbir ademoğlu cevap veremeyecektir. Oysa sorumuz, “Hayat senden ne aldı, sen hayattan ne aldın?” deyince verilen cevaplar benliğin şaşkınlığında hep müdafî olacaktı.

Ne aldı, dendiğinde hayat her şeyin sorumlusu olacak;

zavallı insan hep kader vurgunu olarak tüm yükü hayata atacaktı.

Ne aldın, sorusunun yanıtı
da bu merkezde olacaktı. Hiçbir şey almayan hiçbir
şey veremezdi sonuçta. Olmadan olma telaşında insanoğlu, ancak iş işten geçtiğinde “Aşk imiş her ne var ise âlemde” hükmünün manasına erecektir. Bir yanda ateşler içinde yanıyoruz, askerlerimiz polislerimiz gencecik fidanlarımız şehadet şerbetini içip elimizin altından yitip gidiyor. Terör belası evimizin, ocağımızın içinde.

İllerimiz, dillerimiz kilitlenmiş, mühürlenmiş; kardeşlerimiz ateşler içerisinde yanarken biz gaflet içerisinde dalmış gitmiş basitliğimizin körlüğünde hiçbir şey yaşanmamış
gibi sahte ahlar, vahlar içerisinde geçinip gidiyoruz. Cehaletin karanlığında, güneşin ışıklarının hiç görülmediği, penceresiz kapısız kafalarda vahşet tüm ızdırabını yaşatıyor insanlığa. Kendi penceremizden baktığımızda göremediğimiz hayat gerçekleri aslında
ait olduğumuz coğrafyayı tümüyle kuşatmış yakmakta. İnsanlık yanmakta, biz
sarı çiçeğin derecesinde faniliğimizin, zayıflığımızın, bîçareliğimizin farkına varmadan, varamadan “toprak, yaprak, ölüm, Hak, insan, hayat” sözcüklerinin manasından, hikmetinden hiç nasiplenmeden geçip gidiyoruz bu devran üzre. Sürü üstüne sürü yığınları arasında kayboluyoruz. Televizyonu her açışımda yahut radyodan geçilen
her bir haber başlığında cehennemî sözcüklerle her dem temas halindeyiz. Şiddet, acı, elem, gözyaşı!..

Buna rağmen gaflet içerisinde besmelesiz, şükürsüz, duasız zamanlarda nereye gittiğimizi bilmeden almış başımızı gidiyoruz. Hayat bir nefestir. Hayatın manası Kanuni hükmünde “bir nefes sıhhat” üzeredir. Bir nefes sıhhat, o nefesin hakkını verircesine
aşkla demlenmektedir. Kelam üzere sevmektir, hissetmektir, uyanmaktır, dirilmektir. Ve de vermektir, verdikçe hakkını teslim etmektir. Emektir, emek hikmetince anlamaktır, paylaşmaktır. Hak’ta “Bir”lenmektir. Bir olmanın hikmetinde teslim olmaktır.

VESSELAM...